16 Ağustos 2010 Pazartesi

Sağlıkçının Mesai Saati Mahkemelik

TTB Merkez Konseyi, Sağlık Bakanlığı'nın "tam gün" ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'nin ve Danıştay'ın aldığı kararları hiçe saymasına ve fiili olarak uygulamama girişimlerine tepki gösterdi.


TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, TTB Merkez Konseyi üyeleri Dr. Osman Öztürk, Dr. Hüseyin Demirdizen, Doç. Dr. Mehmet Zencir ve Dr. Zülfikar Cebe'nin katılımıyla bugün (13.08.2010) düzenlenen basın toplantısında, Sağlık Bakanlığı'nın "tam gün" ile ilgili yargı kararlarının ardından yaşama geçirdiği mesai genelgesi ve muayenehane açmada yönetmelik değişikliği ile ilgili değerlendirmelerde bulunuldu. TTB'nin her iki düzenlemeyi de yargı sürecine taşıyacağı bildirildi.


13.08.2010


BASIN AÇIKLAMASI


Tüm Zamanların En Hekimsevmez, Çalışan Hakkına ve Gelecek Güvencesine Saldıran “Sağlık Bakanı"na Duyuruyoruz:


EMEĞİMİZİN DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİ, İŞGÜCÜMÜZÜN UCUZLATILMASINA YÖNELİK SALDIRILAR CEVAPSIZ KALMAYACAK!"


Önce Anayasa Mahkemesi 5947 Sayılı “Tam Gün Yasası”yla ilgili iptal kararını verdi.


Sonra Danıştay Beşinci Dairesi Sağlık Bakanlığı’nın bu iptal kararına rağmen yapmaya çalıştığı işlemin yürütmesini durdurdu.


Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın kararlarından sonra; Üniversitede olsun Sağlık Bakanlığı’nda olsun kamuda çalışan hiçbir hekimin muayenehanesini kapatmaya, işyeri hekimliğini bırakmaya, kısacası ikinci görevinden ayrılmaya zorlanamayacağı açıktır.


Sağlık Bakanlığı gibi önemli bir makamı işgal edenlerin, normal olarak, bu kararlara saygı göstermesi, olgunlukla karşılaması ve doğabilecek sorunlar nedeniyle sürecin yeniden kamu yararına düzenlenmesi amacıyla muhataplarıyla çözüm için bir araya gelmeyi sağlaması beklenirdi.


Türkiye’de ise tersi oluyor.


Sağlık Bakanlığı yargı kararlarını hiçe saymaya, fiili olarak uygulamamaya çalışıyor.


Bir yandan, meslektaşlarımız üzerinde hukuk dışı yollardan baskılar kurulmaya; diğer yandan yargı organlarının kararları yönetmelik ve genelgelerde yapılan değişikliklerle engellenmeye, yok sayılmaya çalışılıyor.


Bütün kamu çalışanlarının haftalık çalışma süresi kırk saat iken sağlık çalışanlarınınkini kırk beş saat olarak düzenleyen 2368 sayılı Kanun 30 Temmuz 2010 Cuma günü yürürlükten kalktı.


Ancak, sağlık çalışanları haftalık kırk, günlük sekiz saat çalışma hakkından sadece 2 Ağustos 2010 Pazartesi günü yararlanabildi.


Çünkü; Sağlık Bakanlığı 3 Ağustos 2010 günü bir Genelge yayınladı.


Genelge’yle;


Sanki bir doktor,


yaptığı ameliyatı yarıda bırakabilirmiş,


yaptırdığı doğumu erteleyebilirmiş,


durumu kötüleşen hastasına müdahale etmeyi geciktirebilirmiş,


acil servise başvuran hastasını bekletebilirmiş,


yoğun bakım hastasını kaderine terk edebilirmiş gibi,


Sanki hastanelerde “siesta” yapmak mümkünmüş gibi,


Saat on iki ilâ on dört arasında “öğle tatili” yapılması öngörülüyor. “Münavebeli olarak” ve “kurumdan ayrılmamak” şartıyla.


Böylece bütün sağlık çalışanlarının çalışma süreleri, fiili olarak tekrar günlük dokuz, haftalık kırk beş saate çıkarılıyor.


Oysa akla, mantığa, vicdana ve hukuka aykırı bu düzenleme uluslararası uygulamalara da uymamaktadır.


Bilindiği gibi; Avrupa Birliği Mahkemesi önüne gelen 2 ayrı dava nedeniyle bunları tartışmış ve 09.09.2003 tarihli JAEGER kararında beklemede olan hekimin her an ulaşılabilir olarak geçirdiği sürenin de hastanede işverenin emrinde geçirdiği süreyle eşdeğer olduğuna ve işverenin emir ve talimatlarına hazır olarak beklediğinden bu sürenin de çalışma süresinden sayılmasına karar vermiştir.


Sağlık Bakanlığı 3 Ağustos 2010 günü bir de Yönetmelik değişikliği yaptı.


Artık, özel hekim muayenehanelerinde en az on altı metrekare hasta muayene odası, en az on metrekare pansuman odası, en az yirmi metrekare bekleme salonu, en az yüz on santimetre genişliğinde kapılar, en az seksen santimetre genişliğinde asansör bulunacak. Binanın yapı kullanma izin belgesinin aslı ve depreme dayanıklılık raporu da unutulmayacak.


Mevcut muayenehaneler de bir sene içinde bu koşullara uygun hale gelecek.


Yoksa “valilikçe faaliyeti durdurulacak”!


Kısacası; bundan sonra muayenehane açmak fevkâlâde zorlaşacağı gibi mevcut olanların büyük çoğunluğu da bir yıl içinde kapanmaya zorlanacak. Sağlık Bakanlığı bunları yeterli görmemiş olacak ki duyumlarımıza ve çok sayıda gelen bildirime göre aynı zamanda kamu-özel hastane yöneticileri, başhekimler ile bir araya gelerek, sağlık müdürlükleri aracılığıyla muayenehanesi olanları, işyeri hekimlerini işlerini bırakmaya zorluyor. Danıştay kararına rağmen hala döner sermayeli sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin işyeri hekimliği yapamayacağını, görevlerine son vermelerini söylüyor.


Sağlık Bakanlığı bunları niçin yapıyor?


Amaç gerçekten de “hastaların sağlık hizmetine ulaşmak için para ödemesini ortadan kaldırmak” mı?


Yoksa?..


Biliyoruz ki;


Sağlık sektörünü özelleştirme kapsamına alan,


SGK’lı hastalara her bir muayene için on beş TL “katılım payı” getiren,


Özel hastanelerde resmi olarak yüzde yetmiş, gayriresmi olarak yüzde sonsuz “ilave ücret” alınmasına olanak sağlayan,


Hastaneye yatan hastalardan bile “katılım payı” almayı yasalaştıran,


Vatandaşların sağlık hizmeti alabilmek için ceplerinden yapmak zorunda kaldıkları parayı dört katına çıkaran,


Sosyal Güvenlik Kurumu bütçesinden özel hastanelere yapılan transferi yüzde yüz arttıran,


Tekel’in İstanbul Unkapanı’ndaki altın değerinde binasını sağlık bilimleri ağırlıklı yandaş vakıf üniversitesine “bahşeden”,


Zorunlu Mesleki Sorumluluk Sigortası adı altında kısa sürede özel sigortalara 50 milyon TL aktaran,


Sağlık çalışanlarını diğer tüm kamu çalışanlarından daha fazla çalışmaya,


Hekim muayenehanelerini kapanmaya zorlayan aynı odaktır.


Biliyoruz ki;


Ne “Tam Gün Yasası”nın çıkarılmasındaki, ne 3 Ağustos düzenlemelerindeki amaç vatandaşların eşit, ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti almasıdır.


Bugün artık sermayeye kaynak aktarma ve “Özelleştirme ve Taşeron Bakanlığı”na dönüşmüş olan Sağlık Bakanlığı eliyle yürütülen bu operasyonun bütün hedefi;


Bir yandan; hekimlerin, sağlık çalışanlarının emeklerini değersizleştirmek, işgüçlerini ucuzlatmak ve özelleştirilmiş bir sağlık piyasasında kötü koşullarda, iş güvencesiz ve düşük ücretlerle çalışmaya zorlamak,


Diğer yandan; sağlık için harcanan paranın mecrasını değiştirmek, başta yandaş tarikat özel hastaneleri olmak üzere özel sektöre yönlendirmektir.


TTB olarak;


her iki düzenlemeyle ilgili hukuki süreci gereken özenle yürüteceğimiz kuşkusuzdur.


Tek tek meslektaşlarımızın halen geçerli yasal duruma aykırı bütün baskıları belgelemeleri ve tabip odalarına bildirmeleri yerinde olacaktır.


Yasal duruma aykırı yazılı idari bildirimlerde süresi içerisinde dilekçe ile bu durum Danıştay’ın kararı da vurgulanarak (bildirimin altında imzası bulunan kişi dahil doğabilecek zararlar nedeniyle her türlü tazminat hakkının saklı olduğu eklenerek) üst makamlara sorularak geri alınması istenmelidir.


İnanmak istemiyoruz ama bazı Sağlık Bakanlığı bürokratlarının “bu bir savaş” ifadelerine rağmen meslektaşlarımızın soğukkanlı bir şekilde haklarımıza sahip çıkmak sorumluluğuyla davranmalarını bekliyoruz.


Bunun için mümkün olan en geniş hekim ve sağlık çalışanları dayanışmasına gerek vardır. Bu saldırılar bütün çalışanların haklarına yöneliktir. Tabip odalarımızın hekimlerle ve hak mücadelesinde kararlı diğer sağlık çalışanı örgütleriyle değerlendirme ve işbirliklerini arttırması yerinde olacaktır.


TTB bu anlamda her türlü fiili mücadeleyi gündemine alarak değerlendirecektir. Emeğimizin değersizleştirilmesine, işgücümüzün ucuzlatılmasına yönelik saldırılar cevapsız kalmayacak, yürüttüğümüz mücadeleyi önümüzdeki dönemde bütün hekimler, bütün sağlık çalışanlarıyla birlikte yükselterek sürdüreceğiz.


Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.


TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder